Facebook

LinkedIn

Copyright 2019 Limon Kreatif.
Tüm Hakları Saklıdır.

8:30 - 18.30

Çalışma Saatlerimiz Hafta İçi

0 (216) 504 07 00(Pbx)

Bir Telefon Kadar Yakındayız

Facebook

Twitter

Menu
 

Özel Evrakta Sahtecilik

Özel Evrakta Sahtecilik

Özel Evrakta (Belgede) Sahtecilik Nedir? (TCK 207)

Özel belgede sahtecilik suçu “Kamu Güvenine Karşı Suçlar” bölümünde yer almaktadır. Özel Belgede Sahtecilik suçuna Türk Ceza Kanunu’nun 207 ve devamı maddelerinde yer verilmiştir.

Bu suça ilişkin verilecek ceza; “güven” ve “inanılırlık” kavramlarını korumaktadır.

Özel evrakta (belgede) sahtecilik, yazılı, okunabilir ve hukuki bir değere sahip özel bir belgenin sahte olarak düzenlenmesi, değiştirilmesi veya kullanılması fiilleridir. Özel evrakta sahtecilik suçu ile resmi evrakta sahtecilik suçu arasındaki en önemli fark suçun konusu olan belgenin birisinde resmi belge, diğerinde özel belge olmasıdır. Resmi belgeyi düzenleme yetkisi, kendisine görevi çerçevesinde yetki verilen kamu görevlisine aittir. Özel belge ise herkes tarafından düzenlenebilen daha çok kişiler arasındaki ilişkilerde kullanılan belgelerdir.

Özel Belgede (Evrakta) Sahtecilik Suçu Nasıl İşlenir?

TCK 207. maddede düzenlenen özel evrakta sahtecilik, üç farklı seçimlik hareketle kasten işlenebilen bir suçtur:

  • Özel bir belgenin sahte olarak düzenlenip kullanılması,
  • Gerçek bir özel belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilerek kullanılması,
  • Sahte olduğunu bilerek özel belge kullanma.

Yukarıdaki üç seçimlik hareketten herhangi birinin işlenmesiyle özel belgede sahtecilik suçu oluşur. Yukarıdaki üç eylemin, aynı fail tarafından ayrı ayrı zamanlarda, fakat aynı özel belgeyle işlenmesi halinde de faile tek bir ceza verilir.

 

Özel Evrakta (Belgede) Sahtecilik ve Şikayet Süresi

Şikayete bağlı suçlarda fiilin işlenmesinden itibaren 6 ay içerisinde şikayet edilmemesi halinde şikayet hakkı ortadan kalkar (TCK md. 73). Özel belgede sahtecilik suçu şikayete bağlı suçlardan değildir, bu nedenle herhangi bir şikayet süresi yoktur.

 

Ancak, özel evrakta sahtecilik suçunun dava zamanaşımı süresi 8 yıl olduğundan, suçun 8 yıl içinde savcılığa bildirilmesi halinde savcılık soruşturma başlatır. Şikayet hangi aşamada yapılırsa yapılsın, müşteki ceza davasına müdahil sıfatıyla katılma hakkı kazanır.

 

Özel Belgede (Evrakta) Sahtecilik Suçunun Seçimlik Hareketleri

Özel belgede sahtecilik suçunun resmi belgede sahtecilik suçundan en önemli farklarından biri, özel evrakta sahtecilik suçunda belgenin mutlaka kullanılması zorunluluğudur. Resmi evrakta sahtecilik suçunda, evrakın üretilmesi, düzenlenmesi veya değiştirilmesi suçun oluşması için yeterliyken, özel belgede sahtecilik suçunda evrakın ayrıca mutlaka kullanılması da gerekir. Özel evrakta sahtecilik suçu üç şekilde işlenebilir.

 

1- Özel Belgenin Sahte Olarak “Düzenlemesi” ve Kullanılması Suçu (TCK 207/1)

TCK md. 207/1, özel belgede sahtecilik suçu için üç seçimlik hareket öngörmüştür. Söz konusu seçimlik hareketlerden biri de “özel belgenin sahte olarak düzenlemesi ve kullanılması” eylemidir. Suçun oluşması için fail tarafından sahte özel bir belge düzenlenmeli ve aynı belge kullanılmalıdır. Yani, sahte olarak düzenlenen bir belge kullanılmazsa özel belgede sahtecilik suçu vücut bulmaz.

 

Sahte kira sözleşmesi veya gider pusulaları düzenleyip vergi dairesine vermek, başkasının adını yazarak özel evrak imzalayarak üçüncü kişiye verme gibi filleri özel evrakta sahtecilik suçuna örnek olarak gösterilebilir. Özellikle belirtelim ki suçun oluşması için sahte özel bir belgenin düzenlenmesi yeterli olamayıp, aynı zamanda belgenin kullanılması gerekir. Belgenin kullanılması suçun zorunlu unsurlarından biridir.

 

2- Özel Belgenin Değiştirilmesi ve Kullanılması Suçu (TCK 207/1)

Kanun maddesindeki bu seçimlik hareket ile suçun işlenebilmesi için öncelikle ortada gerçek bir özel belge bulunmalıdır. Gerçek özel belge ekleme, çıkarma veya kazıma yoluyla değiştirilerek kullanılmalıdır. Belgeye yapılan eklemeler veya çıkarmalar belgenin hukuki delil değerini değiştirmelidir. Yapılan değişiklikle özel belgeden hasıl olacak hukuki sonucun farklılaştırılması gerekir. Özel evrakta yer alan yazının değiştirilmesi veya yeni yazı eklenmesi, imza ve tarihin silinmesi veya değiştirilmesi, özel belgenin değiştirilmesi ve kullanılması suçunu meydana getirir.

3- Sahte Olduğu Bilinen Özel Belgenin Kullanılması (TCK 207/2)

Kanun maddesindeki bu seçimlik hareketi icra eden fail, özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya değiştiren kişi değildir. Suçun faili, daha önce başkası tarafından sahte olarak düzenlenmiş veya değiştirilmiş bir özel belgeyi sadece kullanan kişidir.

 

Önemle belirtmek gerekir ki, özel belgenin sahte olarak düzenlendiğinin veya değiştirildiğinin fail tarafından bilinmesi ve fiilin istenerek işlenmesi gerekir.

Hangi Belgeler Özel Evrakta Sahtecilik Suçunun Konusu Olabilir?

Özel belgede sahtecilik suçu, konusu olabilecek belgelerden bazıları şunlardır: Dilekçeler, faturalar, işe giriş bildirgesi, banka teminat mektubu, vergi beyannameleri, kira sözleşmeleri, mal teslim-tesellüm fişleri, alım-satım sözleşmeleri, adi apartman makbuzları, özel doktor raporu ve reçeteleri vs. gibi her türlü özel evrak.

 

Bono, çek, poliçe gibi kambiyo senetleri, vasiyetname, tahvil vs. gibi belgeler özel belge niteliğinde olmasına rağmen kanunun özel hükmü gereği (TCK md. 210) resmi belge olarak kabul edilmektedir. Ancak unsurları eksik olduğu için kambiyo senedi vasfını yitiren çek, poliçe veya bonolar, resmi evrakta sahtecilik suçunun değil, özel evrakta sahtecilik suçunun konusu olabilir.

 

Bir avukat tarafından düzenlenerek müvekkiline verilen evrakların, avukatın onayı olmadan müvekkili tarafından değiştirilmesi de özel belgede sahtecilik suçunu oluşturur.

 

Açığa atılan imza, yani boş kağıda atılan imza tek başına belgeyi “özel belge” yapmaz. Çünkü, henüz içeriği olmayan bir evrak “özel belge” niteliği kazanmaz. Kanun koyucu boş kağıda atılan imzanın kötüye kullanılması halinde “açığa imzanın kötüye kullanılması suçu” (TCK md. 209) ile cezalandırılmasını öngörmüştür.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu, özel belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için belgenin doğrudan hukuki sonuç doğurucu nitelikte olması gerektiğini kabul etmiştir. (YCGK, 5.11.1990. 6-246/263. Kazancı İçtihat Programı)

Noterlik tarafından düzenleme şeklinde düzenlenen belgelerin(Noterlik Kanunu m.84 vd.) içeriği de noterler tarafından düzenlendiğinden bu belgede sahtecilik, resmi belgede sahtecilik olarak kabul edilmektedir. Fakat onay  işlemi şeklinde noterlikte gerçekleştirilen işlemlerde kullanılan belgelerde onay kısmını kapsamayan içerik sahteciliğinde ise özel belgede sahtecilik suçunun işlendiği kabul edilmektedir. (11.CD. 8.11.2007, 11034/7734)

 

Özel Evrakta (Belgede) Sahtecilik Suçunun Şartları, Unsurları

Özel evrakta sahtecilik suçunun konusu özel bir belgedir. Her özel belge, özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturmaz, belgenin bazı özelliklere sahip olması gerekir. Bu özellikler şunlardır:

 

1- Özel Belgede Sahtecilik Suçu Yazılı Evrak üzerinde İşlenebilir

Özel evrakta sahtecilik suçunun maddi konusu olan özel belge mutlaka yazılı olmalıdır. Özel belgede anlam bütünlüğü meydana getiren form, şekil veya sözcüklerden oluşan bir dil kullanılmalıdır. Kullanılan dilin Türkçe veya başka herhangi bir dil olmasının önemi yoktur. Özel evrakta bulunan yazıların okunabilir olması yeterlidir. Okunamayan ve kapsamı anlaşılamayan bir belgenin hukuki neticeler meydana getirmesi mümkün değildir.

 

2- Özel Evrakta Sahtecilik Suçu Hukuki Değere Sahip Belge Üzerinde İşlenebilir

Özel evrakta sahtecilik, ancak hukuki anlamda değeri olan özel belgeler üzerinde işlenebilir. Hukuki değeri bulunmayan yazıların belge değeri de yoktur. Yazılı bir evrakın bir düşünceyi içermesi veya maddi bir olayı anlatması tek başına o evraka “özel belge” niteliği vermez. Özel belgede sahtecilik suçunun maddi konusu olan belgenin, bir hakkın doğumuna veya ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde ispat yeteneğine sahip olması gerekir.

 

 

3- Özel Belgeyi “Düzenleyen” Belgeden Anlaşılmalıdır

Özel belgede sahtecilik suçunun konusu olan yazılı evrakın “özel belge” olarak kabulü için üçüncü şart belgeyi düzenleyen şahsın metinden anlaşılabilmesidir. Düzenleyiciden kastedilen şey, özel belgeyi bizzat yazan kişi değil, belgenin adına düzenlendiği kişidir. Örneğin, “X” kişi adına düzenlenen bir taahhüt belgesini fiilen “Y” kişisi yazmış olabilir, “Y” yazmış olmasına rağmen imzayı atan “X” olduğu için özel belgenin düzenleyicisi “X” olarak kabul edilir.

 

Düzenleyici, isim-soyisim veya sadece imzadan tespit edilebilir. Önemli olan düzenleyicinin kim olduğunun özel belgeden anlaşılmasıdır.

 

Özel Evrakta Sahtecilik Suçu ve Zarar İhtimali Bulunması

Özel evrakta sahtecilik suçu, kamu güvenini karşı işlenen suçlardandır. Evrakta sahtecilik suçu, çoğu zaman başka suçlar işlemek için bir araç suç olarak kullanılır. Bu nedenle, kamu güveninin yanı sıra gerek bireylerin gerekse kurumların menfaatleri de ihlal edilmektedir. Özel belgede sahtecilik suçunun meydana gelmesi için belgenin “zarar ihtimali” mevcut olmalıdır.

 

Düzenlenen, değiştirilen veya kullanılan özel belgenin zarar doğurma ihtimali yoksa özel evrakta sahtecilik suçu da oluşmaz. Özel belgenin somut bir zarara sebebiyet vermesi şart değildir, önemli olan zarar ihtimali doğurup doğurmadığıdır. Zarar sonucu doğurmaya hukuken elverişli olmayan bir belge bu suçu oluşturmaz.

 

Özel Belgede Sahtecilik Suçu ve Belgenin Aldatma Yeteneği

Tüm sahtecilik suçlarında, suçun unsuru olarak suçun konusu olan evrakın aldatma yeteneğine sahip olması aranır. Zarar ihtimalinin olup olmadığının tespiti ancak evrakın çok sayıda kişiyi aldatma yeteneğine sahip olup olmadığıyla ölçülür. Özel belgede aldatıcılık yeteneğinin olup olmadığı, suç mağdurunun kişisel özelliklerine göre değil, özel belgenin objektif özelliklerine göre tespit edilir.

 

Özel belgede yapılan sahteciliğin ilk bakışta herkes tarafından anlaşılması mümkünse, bu durumda özel evrakta sahtecilik suçu oluşmaz.

 

Belgenin aldatma yeteneğinin olup olmadığının mutlaka araştırılması gerekir. Uygulamadan belgenin aldatma yeteneğine sahip olup olmadığının tespiti amacıyla mahkemeler tarafından bilirkişi incelemesi yapılmaktadır. Evrakın incelenmesi süreçleri, bazı teknik bilgiler gerektirdiğinden yargılama aşamasında müdafaanın bir ceza avukatı vasıtasıyla yapılması itiraz haklarının daha etkin kullanılmasını sağlar.

 

Özel Belgeyi Bozmak, Yok Etmek veya Gizlemek Suçu (TCK 208)

Özel belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçu da kamu güvenine karşı suçlardan olup TCK 208. Maddede ayrıca düzenlenmiştir. Bu suçun gerçekleşmesi için belgenin fiziksel özelliklerinde değişiklik yaratılması veya belgeye erişimin engellenmesi amacıyla gizlenmesi gerekir. Örneğin, bir kira sözleşmesini yırtmak, el yazası ile yazılmış bir vasiyetnameyi yakmak belgeyi hukuken kullanılmaz hale getireceği için bu suçun oluşmasına neden olur.

 

Özel belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek suçunun cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıdır.

 

Özel Evrakta (Belgede) Sahtecilik Suçu Cezası

Özel evrakta (belgede) sahtecilik suçunun cezası, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezasıdır. Kanun maddesinde belirlenen ceza tüm seçimlik hareketler için aynıdır.

 

Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla özel belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde faile verilecek cezada, cezanın yarısı oranında indirim yapılır (TCK md. 211).

 

Özel belgenin başka bir suçun işlenmesi sırasında kullanılması halinde, fail, hem özel evrakta sahtecilik suçundan hem de işlenen diğer suçtan ayrı ayrı cezalandırılır (TCK md. 212).

 

Hukuki İlişkiye Dayanan Alacağın İspatı veya Gerçek Bir Durumun Belgelenmesi Amacıyla Sahtecilik (TCK md.211)

Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla özel belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde, verilecek ceza, 1/2 oranında indirilir (TCK md. 211).

 

Bir hukuki ilişkiye dayanan alacağın ispatı veya gerçek bir durumun belgelenmesi amacıyla özel belgede sahtecilik suçunun işlenmesi halinde daha az cezayı gerektiren hal olarak düzenlenen 5237 sayılı TCK’nın 211. maddesindeki hafifletici nedenin uygulanabilmesi için failin gerçek olan bir olayın kanıtlanmasını sağlamak amacıyla hareket etmiş olması gereklidir. Kanıtlanmak istenen olayın doğruluğu veya gerçekliği şart olmayıp, failin iyi niyetle bu olayın doğruluğuna inanması yeterlidir.

 

Özel Belgede Sahtecilik ve Nitelikli Dolandırıcılık Suçu

Dolandırıcılık suçu, bir kimsenin hileli davranışlarla aldatılarak menfaat temin edilmesi ile oluşur.

 

Özel evrakta sahtecilik ile nitelikli dolandırıcılık suçu birlikte işlenebilen suçlardandır. TCK sistemine göre, kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır. Ancak, evrakta sahtecilik suçları ile dolandırıcılık suçu birlikte işlendiğinde bu kural geçerli değildir. Yani, tek bir fiil ile işlense bile TCK md. 212 gereği, fail hem özel evrakta sahtecilik hem de basit veya nitelikli dolandırıcılık suçu hükümleriyle cezalandırılabilir.

 

Adli Para Cezasına Çevirme, Erteleme ve Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması

Adli para cezası, işlenen bir suça karşılık hapis cezasıyla birlikte veya tek başına uygulanabilen bir yaptırım türüdür. Özel belgede sahtecilik suçunun cezası 1 yıl veya altında olduğund hükmedilen hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi mümkündür.

 

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması sanık hakkında hükmolunan cezanın belli bir denetim süresi içerisinde sonuç doğurmaması, denetim süresi içerisinde belli koşullar yerine getirildiğinde ceza kararının hiçbir sonuç doğurmayacak şekilde ortadan kaldırılması davanın düşmesine neden olan bir ceza muhakemesi kurumudur. Özel belgede sahtecilik suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası 2 yıl veya altında olduğunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması (hagb) kararı verilmesi mümkündür.

 

Cezanın ertelenmesi, mahkeme tarafından belirlenen cezanın cezaevinde infaz edilmesinden şartlı olarak vazgeçilmesidir. Özel evrakta sahtecilik suçu nedeniyle hükmedilen hapis cezası 2 yıl veya altında olduğunda hükmedilen hapis cezasının ertelenmesi de mümkündür.

 

Özel Evrakta Sahtecilikte Zamanaşımı ve Uzlaştırma

Özel evrakta sahtecilik suçu, takibi şikayete bağlı suçlar kategorisinde değildir. Suç şikayete tabi olmadığı için herhangi bir şikayet süresi yoktur. Savcılık, dava zamanaşımı süresi içinde her zaman resen soruşturma yapabilir.

 

Suçun temel dava zamanaşımı süresi 8 yıl olup şikayet hakkına sahip herkes bu süre içerisinde şikayetçi olup davaya ‘müdahil’ sıfatıyla katılabilir.

 

Özel belgede sahtecilik suçu, uzlaşma prosedürü uygulanmasını gerektiren suçlardan değildir.

 

Özel Belgede Sahtecilik ve Zincirleme Suç

“Nüfus idaresinden sahte hüviyet cüzdanı çıkartıp bu belgeyi kullanarak noterde imza sirküleri düzenleten ve bununla birlikte sahte düzenlenmiş vergi levhası, ikametgah ilmühaberleri ve ücret bordroları ile bankaya müracaat ederek kredi alan sanıkların eylemlerinin, zincirleme şekilde sahtecilik suçunu oluşturduğu gözetilmelidir.” ( 11.CD. 7.5.2008, 2162/4612.)

Birden fazla sahte belgenin aynı mağdura karşı farklı zamanlarda kullanılmasında da sahteciliğin zincirleme olarak işlendiği kabul edilmiştir. Aşağıdaki Yargıtay kararında bu konu ele alınmıştır.

“Sanığın, kardeşi Yılmaz’a ait nüfus cüzdanına kendi fotoğrafını yapıştırarak noterde düzenlettirdiği imza sirküsünü kullanarak Vakıfbanktan aldığı çeki keşide ederek, kira borcuna karşılık Yusuf’a vermekten ibaret eylemlerinin bir bütün halinde 204/1-3, 43. maddelerde yazılı zincirleme resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğu gözetilmeden iki ayrı suç kabulüyle fazla ceza tayini kanuna aykırıdır.”( 11.CD. 1.4.2008, 8589/2323)

Başka bir olayda ise Belediye hastanesinde doktor olan sanık, emekli sandığına tabi hastaları özel muayenehanesinde muayene etmesiyle ilgili olarak sağlık karneleri hakkında hastahanede muayene etmiş gibi işlem yaptırma eylemleri konusunda zarar verme bilincinin bulunmaması üzerine  Yargıtay Ceza Dairesinin kararı şu şekildedir;

“İzmir Büyükşehir Belediyesi E… Hastanesi’nde göz doktoru olarak çalışan sanığın, Emekli Sandığı’na tabi hastalara, sağlık karnelerini alarak hastanedeki resmi işlemlerini onlara gerek olmadan yaptırmak suretiyle kolaylık sağladığı intibaını yaratıp, bu şekilde gelen birçok hastayı, özel mu- ayenehanesinde muayene ettikten sonra anılan hastanede gerekli kayıt işlemlerini yaptırıp ancak hastaları muayene etmeden, daha önce yaptığı özel muayene sonuçlarına göre reçetelerini düzenleyerek resmi işlemlerini onlar olmadan yaptırmaktan ibaret eylemlerinin, zincirleme görevi kötüye kullanmak suçunu oluşturduğu gözetilmeden, yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, kanuna aykırıdır.” (11.CD. 4.07.2007, 2005/8032-2007/4647)

 

“Faydasız Sahtecilik” Halinde Beraat Kararı Verilmesi

17.10.2000 tarihinde temliken devraldığı alacağa ait takip dosyasında konulan araç haczinin 17.12.1999 tarihinde yenilenmesi nedeniyle bir yıllık haciz yenileme hakkını kaybetmemek haczin devamını sağlamak için, belgede tahrifat yapıp, yenileme tarihini 15.11.2000 olarak değiştirip trafik şube müdürlüğüne vermesi olayında, aslında alacağı devreden kişinin 28.9.2000 tarihinde satış istemesi ve avansını yatırmış olması nedeniyle “sahteciliğin faydasız sahtecilik olduğundan, suç unsurlarının oluşmadığına”( 11.CD. 1.10.2007, 10153/6132)

sanığın vekaletnamede yazılı bulunduğu halde, bulunmadığını zannederek ilave ettiği yetkilerle ilgili sahteciliğin gereksiz olarak yapılması dolayısıyla mahkemece verilen beraat kararının yerinde bulunduğuna (11.CD. 4.12.2006, 5483/9832)

 

Sahte GSM (Telefon) Abonelik Sözleşmesi Düzenleme

“Mağdur adına sahte cep telefonu hattı abonelik sözleşmesi düzenlediği iddia olunan sanığın, suça konu belgeyi düzenlemediğini ve aktivasyon işlemlerinin kendisine ait iş yerinde yapılmadığını savunması ve hattın aktivasyon işleminin kim tarafından yapıldığının AVEA’dan sorulmamış olması karşısında; gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak biçimde belirlenmesi bakımından; sözleşmedeki imza ve yazıların sanığın eli ürünü olup olmadığının belirlenmesi amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılması, sözleşmenin alt bayi olduğunu beyan eden sanığın iş yerinde mi veya üst bayide mi düzenlenip düzenlenmediğinin, hattın aktivasyon işleminin kim tarafından yapıldığının, AVEA’dan sorulup, suçun subutu halinde hükümden önce 19.02.2014 tarih ve 28918 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 6518 sayılı Kanunun 104 ve 105. maddeleri ile değişik 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 63. maddesinin 10. fıkrası ile yaptırıma bağlanan 56. maddesinin 4. fıkrasındaki “Kişinin bilgisi ve rızası dışında işletmeci veya adına iş yapan temsilcisi tarafından abonelik tesisi, işlemi veya elektronik kimlik bilgisini haiz cihazların kayıt işlemi yapılamaz ve yaptırılamaz, bu amaçla gerçeğe aykırı evrak düzenlenemez, evrakta değişiklik yapılamaz ve bunlar kullanılamaz” ve 5. fıkrasındaki “Gerçeğe aykırı evrak düzenlemek ve değiştirmek suretiyle kişinin bilgi ve rızası dışında tesis edilmiş olan abonelikler kullanılamaz” hükmü gereğince, özel hüküm niteliğinde bulunan ve lehe olan 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 56. maddesindeki düzenlemeye göre sanığa ön ödeme önerisinde bulunulması ve sonucuna göre hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmeyerek beraat kararı verilmesi,
Yasaya aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 14/10/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.” (11. Ceza Dairesi         2017/12620 E.  ,  2019/7270 K.)

 

“Yapılan duruşmaya, toplanıp gerekçeli kararda gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz nedenlerinin reddine; ancak:
1- Hükümlerden önce 19.02.2014 tarihli 28918 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 6518 sayılı Kanun’un 63. maddesinin 10. fıkrası ile yaptırıma bağlanan 56. maddesinin 4. fıkrasındaki “Kişinin bilgisi ve rızası dışında işletmeci veya adına iş yapan temsilcisi tarafından abonelik tesisi, işlemi veya elektronik kimlik bilgisini haiz cihazların kayıt işlemi yapılamaz ve yaptırılamaz, bu amaçla gerçeğe aykırı evrak düzenlenemez, evrakta değişiklik yapılamaz ve bunlar kullanılamaz” ve 5. fıkrasındaki “Gerçeğe aykırı evrak düzenlemek ve değiştirmek suretiyle kişinin bilgi ve rızası dışında tesis edilmiş olan abonelikler kullanılamaz” hükmü karşısında; özel hüküm niteliğinde bulunan 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 56. maddesindeki düzenleme gereğince sanığa ön ödeme önerisinde bulunulması ve sonucuna göre hükümlerin kurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
2- Kabule göre de; sanığın katılan adına 24.06.2011 tarihinde 4 adet, 09.08.2011 tarihinde 3 adet, 11.08.2011 tarihinde 1 adet ve 22.02.2012 tarihinde 1 adet olmak üzere sahte cep telefonu abonelik sözleşmeleri düzenlemesi şeklindeki eylemleri nedeniyle suç tarihleri de dikkate alınarak zincirleme suç hükümlerinin uygulanma olanağının bulunup bulunmadığının tartışılması gerektiğinin gözetilmemesi,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, 07.03.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.” (11. Ceza Dairesi         2017/17003 E.  ,  2019/2422 K.)

Kambiyo Senetlerinde Özel Belgede Sahtecilik/Resmi Evrakta Sahtecilik/Tehdit

Katılanın 26/01/2015 tarihli dilekçesinde sanığın cezalandırılmasını istediği, temyiz talebi olduğuna ilişkin bir beyanda bulunmadığı anlaşılmakla; resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sanığın temyiz taleplerinin incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma neticelerine uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine incelenen dosya içeriğine göre sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz taleplerinin reddine, ancak;
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun 14.12.1992 tarih ve 1/5 ve Ceza Genel Kurulu’nun 24.03.1998 tarih ve 51/106 sayılı kararlarında açıklandığı üzere, kambiyo senetlerinde yapılan sahteciliğin resmi belgede yapılmış sayılabilmesi için, ilgili kambiyo senedinin Türk Ticaret Kanunu’nda öngörülen bütün unsurlarını taşıması gerekir. Aksi takdirde yasal unsurları taşımayan bir kambiyo senedinde sahtecilik yapılması halinde fiil, özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacaktır. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 688/6 ve 689/4. ( 6102 sayılı TTK’nın 776, 777. md.) maddeleri uyarınca bonoda tanzim yerinin yazılı bulunması zorunludur, tanzim edildiği yer gösterilmeyen bir bono tanzim edenin ad ve soyadı yanında yazılı olan yerde tanzim edilmiş sayılır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun bu kararında belirtildiği üzere, düzenleme (keşide) yerinin hiçbir duraksamaya yer vermeyecek ve başka yerleşim yerlerini çağrıştırmayacak biçimde açık, net ve herkes tarafından anlaşılabilir şekilde gösterilmesi gerekir. Dosya içerisinde örneği bulunan suça konu bonoda keşide yeri olarak hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde anlaşılabilir bir idari birim yerinin belirtilmediği ve düzenleyenin ismi altında “…” şeklindeki adresin de hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde anlaşılabilir bir idari birim adını ifade etmediği anlaşılmakla, senetlerin zorunlu unsurları taşımaması halinde eylemin 5237 sayılı TCK’nin 207. maddesine uyan özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet kararı verilmesi,
Yasaya aykırı, sanığın temyiz talepleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (11. Ceza Dairesi         2018/2664 E.  ,  2019/9096 K.)

  1. A) Resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sanığın temyiz itirazlarının incelenmesi:
    Sanığın, tahsile koyması için temyiz dışı diğer sanık Coşkun’a suça konu sahte senedi verdiği ve temyiz dışı diğer sanık Coşkun’un da sahte olduğunu bildiği senet hakkında takip başlattığı ayrıca sanığın borcu ödemesi için katılan tehdit ettiği iddiasıyla açılan kamu davasında; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 14.12.1992 tarihli 1/5 ve Ceza Genel Kurulu’nun 24.03.1998 tarihli 51/106 sayılı kararlarında açıklandığı üzere; kambiyo senetlerinde yapılan sahteciliğin resmi belgede yapılmış sayılabilmesi için, ilgili kambiyo senedinin Türk Ticaret Kanununda öngörülen bütün unsurları taşımasının gerekeceği, yasal unsurları taşımayan bir kambiyo senedinde sahtecilik yapılması halinde fiilin, özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 688. (6102 sayılı Kanunun 776.) maddesinin 6. fıkrası uyarınca senet metninde bulunması gerekli zorunlu unsurlardan olan “düzenleme yerinin” bulunmaması halinde senedin özel belge niteliğinde olacağı, dosya içerisinde aslı bulunan suça konu bonoda açıkça düzenleme yerinin belirtilmediği, senet borçlusunun ismi altında “GMK Bulvarı 118/6 Tandoğan Maltepe” şeklinde gösterilen adresin de hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek biçimde anlaşılabilir bir idari birim adını ifade etmediği, bu nedenle belgenin bono vasfını taşımadığı anlaşılmakla; sübutu halinde sanığın eyleminin TCK’nin 207. maddesi uyarınca özel belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı gözetilmeden, resmi belgede sahtecilik suçundan mahkumiyet hükmü kurulması, yasaya aykırı,
    B) Tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik sanığın temyiz itirazlarının incelenmesi:
    Sanığın katılana “senedi öde yoksa seni öldürürüm” şeklindeki sözlerinin, TCK’nin 106/1-1. cümlesinde düzenlenen tehdit suçunu oluşturması, 02/12/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nin 253. maddesi ve maddeye eklenen fıkraya göre uzlaşma hükümleri yeniden düzenlenerek sanığa isnat edilen bu suçun uzlaşma kapsamına alınmış olması karşısında, 5271 sayılı CMK’nin 253. maddesinin 24 ve 25. fıkralarındaki uzlaştırmaya ilişkin düzenlemeler ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, uzlaştırma işlemi uygulanıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 03.02.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi. (11. Ceza Dairesi 2017/14477 E.  ,  2020/756 K.)

Özel Belgede Sahtecilik Suçunun Resmi Evrakta Sahtecilik Suçuyla Birlikte İşlenmesi

 

Özel Evrakta Sahtecilik Suçunda Mağdurun Rızası

‘’Belgede sahtecilik suçlarında kast, zarar vermek bilinci ve iradesi olarak kabul edilmektedir. Mağdurun önceden verdiği rıza üzerine onun imzasını taklit ederek belge düzenlemesinde, durumu bilen mağdura zarar vermek bilinci bulunamayacağından kastın varlığı ileri sürülemez. Ancak doğal olarak, rıza üzerine başkasının imzasını taklit eden failin, mağdura herhangi bir zarar vermeyeceği kanısı ile hareket ettiği sabit olmalıdır. Ancak rızanın, fiilin işlenmesinden önce açıklanması zorunludur”. (Yargıtay 11.Ceza Dairesi, 11.03.2009 T. 2006/6061 E., 2009/2292 K.)

 

‘’Gerek öğretide, gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda özel belge ya da özel belge olmakla beraber yasal olarak resmi belgeye eşit sayılan belgelerde yapılan sahtecilikte, mağdurun rızasının, failin kastını ortadan kaldıracağı, bu durumda failin zarar verme bilinci ile hareket etmediği kabul edilmektedir. Ancak, mağdurun rızasının, bu suç kastını ortadan kaldırabilmesi için eylemin gerçekleşmesinden önce açıklanması gereklidir. Sahtecilik yapıldıktan sonra rıza gösterilmesinin, icazet verilmesinin meydana gelmiş kastı ortadan kaldırması olanaksızdır.’’ (Yargıtay Ceza G.K 1999/6-302 E., 1999/313 K.  14.12.1999 T.)

Mağdurun rızası açık olabileceği gibi zımni de olabilir. Özellikle iki kişi arasındaki ilişkiler böyle bir rızanın varlığını ciddi olarak kabule elverişli olduğu takdirde, bu rızaya dayanarak başkasının imzasını atan kimsede suç kastının varlığı kabul olunamaz. Yargıtay’ın duraksamasız uygulamaları da bu yöndedir. (Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2015/9309 E.,  2017/7688 K.)

SGK’ya Fiilen Çalışmayan Kişinin İşçi Olarak Bildirilmesi ve Sahtecilik

  1. B) Sanık … hakkında “özel belgede sahtecilik” ve “nitelikli dolandırıcılık” suçlarından, sanıklar … ve … hakkında ise “nitelikli dolandırıcılık” suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik katılan vekilinin temyiz talebinin incelenmesi:
    Yargılama sürecindeki işlemlerin hukuka uygun olarak yapıldığı, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ile delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışılarak değerlendirildiği, nitelikli dolandırıcılık suçundan yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olduğunun saptandığı, özel belgede sahtecilik suçundan ise yüklenen suçun sanık … tarafından işlendiğinin sabit olmadığına ilişkin kurulan hükümlerde bir aykırılık bulunmadığı anlaşılmış; katılan vekilinin temyiz nedenleri yerinde görülmemiş olduğundan, hükümlerin ONANMASINA,
    C) Sanıklar … ve … hakkında “kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği” suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik sanıklar müdafinin temyiz talebinin incelenmesi:
    Serbest muhasebecilik yapan sanık …’ın, fiilen çalışmayan sanık …’ı, sanık …’ın işyerinde çalışıyormuş gibi … ortamda işe giriş bildirgesi düzenleyip Sosyal Güvenlik Kurumuna ibraz ettiği ve böylece sanıkların üzerlerine atılı özel belgede sahtecilik suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda; sanık …’ın savcılıkta ve mahkemede verdiği ifadelerinde, sanık …’a ait işyerinde fiilen çalıştığını, SGK ilçe müdürü ile tartıştıkları için hakkında inceleme başlatıldığını, idari soruşturma sırasında, …’ın işyerinde çalışmadığı, emekli olmak için sanık …’ın kendisini sigortalı gösterdiği yönünde beyanda bulunmadığını, denetmenin o şekilde ifadeyi yazdığını, ifadeyi imzalamadığını beyan etmesi; 18.06.2012 tarihli ifade tutanağında imzadan imtina ettiğinin yazılı olduğunun anlaşılması; muhasebeci sanık …’ın aşamalarda değişmeyen beyanlarında, sanık …’ın talimatı üzerine, sanık … hakkında … ortamda işe giriş bildirgesi verdiğini ifade etmesi; sanık …’nun, sanık …’yı, sanık …’in işyerinde briket döküm işini yaptığını gördüğünü beyan etmesi; sanık …’ın, savcılıkta verdiği ifadede, sanık …’ın kendisinin yanında çalışmadığını beyan etmesine karşın, mahkemede alınan savunmasında, adı geçen sanığın kendi yanında işçi olarak çalıştığını, ceza geleceğinden korktuğu için savcılıkta o şekilde beyanda bulunduğunu belirtmesi; dosya içerisinde sanık … tarafından düzenlenen ve sanık …’ın işyerinde çalışmadığı iddia edilen dönemleri de kapsayan teslim belgelerinin bulunması karşısında; sanıkların savunmalarının aksini gösterir, mahkumiyetlerine yeterli her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerin bulunmadığı gözetilerek sanıkların beraatine yerine mahkumiyetlerine hükmedilmesi, Yasaya aykırı, sanıklar … ve … müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23.01.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi. (11. Ceza Dairesi         2017/6988 E.  ,  2020/660 K.)

Özel Evrakta Sahtecilik ve Dolandırıcılık Suçu

“…Dairemizin benzer birçok kararında vurgulandığı üzere: belgelerde sahtecilik suçlarında kast, zarar vermek bilinci ve iradesi olarak kabul edilmelidir. Mağdurun önceden verdiği rıza üzerine onun imzasını taklit ederek kullanan failde mağdura zarar vermek bilinci bulunmayacağından kastın varlığı ileri sürülemez. Ancak doğal olarak, rıza üzerine başkasının imzasını taklit eden failin, mağdura herhangi bir zarar vermeyeceği kanısı ile hareket ettiği sabit olmalıdır. Mağdurun rızasının kastı ortadan kaldırabilmesi için fiilin işlenmesinden önce açıklanması zorunludur. Mağdurun rızası açık olabileceği gibi zımni de olabilir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın aşamalarda değişmeyen biçimde suça konu senetleri müştekinin bilgisi ve önceden verdiği rızası dâhilinde kendisinin düzenleyip imzaladığını savunması, tanık Emriye’nin yeminli beyanının savunmayı doğrulaması ve mahkemenin oluşa ilişkin kabulünün de bu yönde olduğunun anlaşılması karşısında, sanığın zarar verme bilinciyle hareket ettiği yönünde mahkûmiyetine yeter delil bulunmadığından manevi unsuru oluşmayan suçtan beraatine karar verilmesine…” (YARGITAY 11. CEZA DAİRESİ E. 2011/1061 K. 2013/1594 T. 05.02.2013)

 

1-Şikayetçinin ifadesinde, aracı çalındığında ruhsatın aracın güneşliğinde olduğunu beyan etmesi ve araç bulunduktan sonra emniyet güçlerince hazırlanan evraklar arasında araç ruhsat fotokopisinin bulunduğunun tespit edildiği, soruşturma aşamasında dinlenen tanık ifadesinde aracı isimli kişinin getirdiğini ve bu aracı sanık ağabeyi olan başka bir araçla takas karşılığı verdiğini, 23.10.2009 tarihli oto satış sözleşmesinde adı geçen kendisi olmadığını beyan etmesi, sanık …’in ifadesinde de suça konu aracı satın aldığını ve yanlarında tanık olarak olduğunu ve daha sonra bu aracı sanık sattığını beyan etmesi, sanık Cumhuriyet savcılığındaki ifadesinde ise aracı satın alırken oto satış sözleşmesi düzenledikleri sırada araç sahibi olan …’nın da yanlarında olduğunu belirtmesi karşısında, ifadesinde adı geçen isimli kişinin tespiti ile isimli kişilerin tanık sıfatıyla ifadelerinin alınarak, 23.10.2009 tarihli oto satış sözleşmesinde …’nın isminin altındaki imzanın …’ya ait olup olmadığı ve yine bu sözleşmede isminin altındaki imzanın ait olup olmadığının tespiti ile sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-Kabule göre de,

a- Sanık hakkında iddianamede hırsızlık suçundan dava açılmasına rağmen 5237 sayılı TCK’nın 165/1 maddesinden ek savunma hakkı verilmeden suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçundan hüküm kurulmak suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 226/2. maddesine aykırı davranılması,
b-Sanığın olayda kullandığı ve sahte olduğu kabul edilen oto satış sözleşmelerinde farklı tarihler yazılmış ise de, bunların farklı tarihlerde düzenlendiğinin belirlenmesi mümkün olmadığından özel evrakta sahtecilik suçundan hüküm kurulurken 5237 sayılı TCK’nın 43. maddesinin uygulanmayacağının gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 20/01/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (2. Ceza Dairesi         2014/20655 E.  ,  2016/771 K.)

Dosya incelenerek gereği düşünüldü: Suç tarihi olan 01.03.2006 günü Alman uyruklu … isimli şahıstan …Merkezde faaliyet gösteren …’un sahibi olduğu… isimli iş yerini satın almış gibi kendi imzasını ve yeri …’a aitmiş gibi göstererek gerçekte olmadığı emniyet yazısı ile belirlenen bu kişinin imzasını atarak katılanla 25.12.2005 tarihli satış sözleşmesi düzenlediği ve katılana yurt dışına faksladığı, bu amaçla katılandan 19/12/2005 tarihinde 10.000 euro, 20.12.2005 tarihinde yine 10.000 euro dövizi … Şubesi vasıtasıyla kendisine göndermesini sağladığı, daha sonra Türkiye’de yabancıların iş yeri almasında yasak bulunduğunu bu sebeple kendisi adına alınması gerektiğini söyleyerek para taleplerini sürdürdüğü, 01.03.2006 günü makbuz mukabilinde 14.000 euro dövizi daha elden aldığı, ancak bunları katılana iade etmediği, yaptırılan tahkikatta iş yerinin … isimli şahsa ait olduğu, mahkemece dinlenen …’un ifadesinde …isimli iş yerinin kendisine ait olduğunu ve kimseye satmadığını, olaylarla ilgili bilgisinin de bulunmadığını beyan ettiği, aslı bulunamayan satış sözleşmesinin varlığının sanık tarafından da ikrar edildiği, ancak satış yapan olarak gösterilen … isimli bir şahsın bulunmadığı ve sanığın bu şekilde hileli davranışlarla katılanı 34.000 Euro dolandırdığı ve parayı uhdesine geçirdiği, geri ödeme de yapmadığı, sanığın kendi beyanında da asgari ücret seviyesinde düşük bir geliri olduğunu beyan ettiği anlaşıldığından; sanığın üzerine atılı sahte satış sözleşmesi ile sahte özel evrak tanzim etmek ve dolandırıcılık suçlarının oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
1- 5237 sayılı TCK’nın 157/1. maddesinde hapis cezası yanında adli para cezası da öngörüldüğü halde sanık hakkında adli para cezasına hükmedilmeyerek eksik ceza tayini,
2- Sanığın, bir suç işleme kararının icrası kapsamında değişik zamanlarda katılana karşı aynı suçu birden fazla kez işlemesi nedeniyle haksız menfaat temin ettiğinin anlaşılması karşısında TCK’nın 43/1 maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
3- Sanığın üzerine atılı bulunan suçlardan dolayı verilen hapis cezalarının ertelenmesine rağmen, sanık hakkında TCK.nun 53/1-c fıkrasının uygulanmasına karar verilerek aynı Kanun’un 53/3. fıkrasına muhalefet edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 20/05/2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (23. Ceza Dairesi         2015/1327 E.  ,  2015/1645 K.)

Yorum Bulunamadı

Yorum Yapın